Futbol dünyasý, genellikle hýrsýn, devasa sözleþmelerin ve bitmek bilmeyen þöhret arzusunun hüküm sürdüðü bir arenadýr. Ancak bu parýltýlý dünyanýn tam ortasýnda, 1990’larýn sonunda Arjantin kalesini bir duvar gibi ören Carlos Roa, eldivenlerini sadece topu tutmak için deðil, ruhunu korumak için de giyiyordu. 1998 Dünya Kupasý’nda Ýngiltere karþýsýnda devleþen, kalesinde dev bir set kuran o adam, kariyerinin en parlak döneminde, dünyanýn en büyük kulüplerinden Manchester United kapýsýndayken herkesi þaþkýna çeviren bir hamle yaptý. O, sadece bir kaleci deðil; inançlarý uðruna milyarlarca dolarlýk bir endüstriye sýrtýný dönecek kadar cesur, saha içinde ise bir kaptan pazubandý takmasa bile duruþuyla tüm takýmý yöneten gerçek bir liderdi.
Roa’nýn hikayesi, yeþil sahalarda görmeye alýþýk olduðumuz o klasik baþarý öykülerinden biri deðil. Onun hikayesi, bir insanýn kendi doðrusu için dünyayý karþýsýna almasýnýn, "kýyamet" beklentisiyle ýssýz bir köye çekilmesinin ve sonrasýnda kanser gibi amansýz bir rakibe karþý verdiði hayat mücadelesinin destanýdýr. "Marul" lakabýyla anýlan bu sessiz dev, futbol tarihinin en aykýrý kaptanlarýndan biri olarak, bize baþarýnýn sadece kupalarla deðil, karakterle ve sadakatle ölçüldüðünü kanýtladý. Þimdi, kaleleri ve kaderi ayný anda yöneten bu sýra dýþý eldivenin, Arjantin’den Mallorca’ya, oradan da inzivaya uzanan derin yolculuðuna yakýndan bakalým.